Materyel’e Ağıt : Into The wild

Herkesin kişisel tarihinde ” titre ve kendine gel” filmleri mevcuttur. Bilinmeyene gitme ve özgürlük üzerine olan filmler ise beni her zaman cezbetmiştir. En güzel örneklerim ise “Legends Of The Fall” ve “Shawshank Redemption” başyapıtlarıdır. Güzelliklerinin biteceğini bildiğim halde yeni başlangıçlara müptela olan bir bünyeyim. Manik bir durummu bilemiyorum ama mükemmeliyetçilik ile harmanlanan birşey gibi sanki bu. Sean Penn’i Dead Man Walking (senaryo örgüsü ve Sarandon’un aşmış performansı ve özellikle kuzenimin minik teybinde dinlediğimiz filmin mizikleri ile doksanlı yolların bir döneminde favori filmlerimden biri olmuştur) filminideki müthiş oyunculuğundan bu yana takdir eden biri olarak dün akşam yapımcısı ve yönetmeni olduğu bağımsız film tadındaki son filmi “Into The Wild” i izledim. Dead Man Walking’in film müziklerinden aklımda kalan ise 3 saatlik one on one bir basketbol maçından sonra akşamüstü yorgunluğunu atmak için balkonda oturup ayçiçeği tarlalarına bakarken içerden gelen Eddie Vedder ve Nusrat Fateh Ali Khan düeti eşliğinde yaptığımız geyik muhabbetiydi. Ana konu ise şuydu: Nusrat Fateh Ali Khan şarkı söylediğinde yağmur yağdırabilme yeteneğine sahipti! Bunu duyan yeğenim benimle paylaşmış ve üzerine Tarantino filmlerindeki diyalogları aratmayacak uzunca bir sohbet yapmıştık.
Yaşamdan bazı kesitler beklenmedik anlarda bilinç üzerine çıkabiliyor. Doksanlı yılların başına ait bir yol ve gidiş hikayesi olan Into The Wild ekranda akarrken ve Sean Penn’le bağlantılarını Dead Man Walking’in film müziklerine bağladığım Eddie Vedder’ın muhteşem sesi kulaklarıma dolarken (ki şarkıların çoğu Pearl Jam’in Black parçası tadında) o yazın kokusunu tekrar duydum ve özgür olmanın rahatlığını tekrar hissettim. Bir senaryonun ve yönetmenin başarısı bu olsa gerek; yaşanmış olsun yada olmasın hayata dair bir kesidi izleyenine tekrar yaşatmak… Bu kez Morrison’un otobüsü gibi çölde ve mavi değil; karlar üzerinde yeşil ve beyaz bir otobüs iç yolculuğa çıkartan. Hayatta herkesin kendi prangaları haline dönüşen para, eğitim, kariyer gibi dünyevi hırslar kavramının temelini teşkil eden olguları hiçe sayması ve bireysel yanlızlığın öz gerçekliği filmin senaryosunu “senaryo” yapan durum olmuş. Basit yaşamak ve özgürlük üzerine çok uzun zamandır izlediğim en iyi filmdi diyebilirim. Doğanın içinden sadece görünen değil izelrken ruha akan kareler şiir gibiydi. Herkese tavsiye ediyorum…
Yazıyı okuduğunuz için teşekkürler. Şimdi yorum yazabilir Yorum Bırakabilir (0) veya Takip edebilirsiniz.
Yazı Bilgisi
Bu yazı şu tarihte yazıldı: Salı, Mart 11th, 2008 ve kategorisi: Sinema.Bu yazıya yapılan yorumları takip için:Yorum Takibi. Yorum Bırakabilirsiniz.
Bir önceki yazı: Dünya »
Sonraki Yazı Google Logo Yarışması »

